Öncelikli sorunların başında, esnafın içeride kalan hakediş alacakları gelmektedir. Son dönemde İBB tarafından yürütülen taksi ihaleleri ve mahsuplaşma mekanizmalarıyla önemli bir kısmın tahsil edilmesi olumlu bir adım olsa da, halen ciddi miktarda alacağı bulunan esnaf bulunmaktadır. Bu durum, işletmelerin nakit akışını bozmakta, bakım, yakıt ve personel giderlerinin karşılanmasını zorlaştırmaktadır. Beklentimiz, bu sürecin uzatılmadan, tüm hakedişlerin şeffaf ve planlı bir şekilde tamamlanmasıdır.
Bir diğer önemli başlık ise denetim mekanizmalarının geldiği noktadır. Özellikle İETT tarafından araçlara yerleştirilen kamera sistemleri ve sahadaki yoğun denetimler, zaman zaman rapor ve ceza sayılarında ciddi artışlara neden oluyor. Elbette toplu taşımada disiplin, güvenlik ve hizmet standardı tartışmasız bir zorunluluktur. Ancak, saniye saniye izlenen ve en küçük detayın dahi cezaya dönüşebildiği bir ortam, çalışan motivasyonunu ciddi şekilde düşürmektedir. Bu durum, hizmet kalitesini artırmaktan ziyade, çalışanlar üzerinde baskı oluşturan bir yapıya dönüşme riski taşıyor.
Benzer şekilde araç muayene süreçleri ve durak kontrollerinin ağırlığı da esnafın günlük operasyonlarını zorlaştırmaktadır. İstanbul trafiği gibi dünyanın en yoğun trafiklerinden birinde faaliyet gösteren bir sistemde, küçük kozmetik hasarların dahi ağır yaptırımlara konu edilmesi sahada büyük bir tepkiye yol açmaktadır. Bir tampon çizik ya da günlük kullanım kaynaklı küçük deformasyonların, doğrudan gelir kaybına ve sanayi masraflarına dönüşmesi, esnafın ekonomik sürdürülebilirliğini zedelemektedir. Bu noktada denetimin amacıyla sahadaki gerçeklik arasında daha dengeli bir yaklaşım ihtiyacı vardır.
Bu yıl tek taraflı olarak güncellenen sabit maliyet tablosu kabul edilmez yapıda. Biz bu tabloyu mevcut ekonomik koşulları yansıtmaktan uzak buluyoruz. Yakıt, bakım, işçilik ve finansman maliyetlerindeki artışlar dikkate alındığında, mevcut modelin yeniden ele alınması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu nedenle ilgili tüm tarafların yeniden bir araya gelerek gerçek maliyetleri baz alan, adil ve sürdürülebilir bir mutabakat sağlaması gerekmektedir. En az yüzde 30 seviyesinde bir revizyon talebi, sahadaki gerçeklik dikkate alındığında önemli bir başlangıç noktası olarak görüyoruz.
Özel halk otobüsü esnafı, İstanbul’da milyonlarca insanın günlük ulaşımını sağlayan sistemin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle yaşanan sorunlar yalnızca işletmecileri değil, doğrudan şehirde yaşayan her vatandaşı etkilemektedir.
Yaklaşan siyasi ve sektörel gündemler çerçevesinde TÖHOB’un daha aktif ve çözüm odaklı bir rol üstlenmesi büyük önem taşımaktadır. Plaka tahdidi, akaryakıt üzerindeki vergi yükleri, yeni araç alımlarında KDV muafiyeti gibi temel konular artık ertelenmemeli, somut politika başlıklarına dönüştürülmelidir. Esnaf olarak bizler, sürdürülebilir bir sistem için üzerimize düşen her türlü katkıya hazır olduğumuzu özellikle vurguluyoruz.
İstanbul’un toplu taşıma sistemi ancak sahadaki gerçeklerle uyumlu, adil ve karşılıklı anlayışa dayalı bir yönetim modeliyle güçlendirilebilir. Bugün ihtiyaç duyulan şey; daha fazla denetim değil, daha adil bir denge, daha sağlıklı bir iletişim ve daha sürdürülebilir bir mali yapıdır.
