34 yıldır kesintisiz bir şekilde odağına insana alan Özulaş’ın başkanı olarak ifade etmek isterim ki İstanbul gibi dünyanın sayılı metropollerinden birinde toplu taşıma yalnızca bir ulaşım hizmeti değildir; sosyal hayatın, ekonomik üretimin, eğitimin, sağlığın ve şehir düzeninin kesintisiz devamını sağlayan stratejik bir kamu hizmetidir. Yaklaşık yirmi milyon nüfusa yaklaşan, her gün milyonlarca yolculuğun gerçekleştiği bir şehirde toplu taşıma sisteminde yaşanacak en küçük aksama bile yalnızca ulaşımı değil; üretimi, ticareti, kamu düzenini ve şehir ekonomisini doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle toplu taşıma artık sadece araç işletmeciliği değil, aynı zamanda kamu yönetimi, şehir planlaması, hukuk, ekonomi ve teknoloji disiplinlerinin ortak çalışma alanı haline gelmiştir.
Geçmişe bakıldığında İstanbul’da otobüs taşımacılığı uzun yıllar boyunca bireysel işletmecilik modeliyle gelişmiştir. Esnaf kendi öz sermayesiyle aracını satın almış, yıllarca alın teriyle çalışmış, devletin ve belediyelerin ulaşım yükünü önemli ölçüde paylaşmıştır. Bugün İstanbul’un birçok bölgesinde ulaşım kültürünün oluşmasında özel halk otobüsçülerinin çok büyük emekleri bulunmaktadır. Özellikle belediyelerin tek başına ulaşım ihtiyacını karşılayamadığı dönemlerde özel halk otobüsleri adeta sistemin sigortası olmuş, milyonlarca vatandaşın ulaşım ihtiyacını kesintisiz karşılamıştır.
Ancak şehir büyümüş, nüfus katlanarak artmış, teknoloji gelişmiş, ulaşım anlayışı değişmiş, vatandaş beklentileri yükselmiştir. Buna rağmen özel halk otobüsçülüğünün hukuki altyapısı aynı hızda gelişememiştir. Bugün gelinen noktada sistem; yönetmelikler, yönergeler, protokoller ve idari kararlarla yürütülmeye çalışılmaktadır. Oysa böylesine büyük ekonomik hacme sahip bir sektörün temelinin yalnızca idari düzenlemelere dayanması sürdürülebilir değildir.
Artık bireysel işletmecilik anlayışından kurumsal işletmeciliğe geçiş kaçınılmazdır. Dünyanın gelişmiş şehirlerinde ulaşım hizmetleri güçlü şirket yapıları üzerinden yürütülmektedir. Kurumsal yapı; finansal sürdürülebilirliği artırmakta, hizmet kalitesini yükseltmekte, denetimi kolaylaştırmakta, teknolojik dönüşümü hızlandırmakta ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlamaktadır. Şirketleşme aynı zamanda işletmecilerin bireysel risklerini azaltan, kurumsal hafızayı güçlendiren ve gelecek nesillere aktarılabilecek sürdürülebilir bir yapı oluşturmaktadır.
Bugün İstanbul’da kurulan şirket modelleri aslında önemli bir dönüşümün başlangıcıdır. Ancak bu dönüşümün yalnızca şirket kurmakla tamamlandığını söylemek mümkün değildir. Gerçek anlamda kurumsallaşma; hukuki zeminin oluşturulması, mali yapının güçlendirilmesi, yönetişim ilkelerinin benimsenmesi, profesyonel yönetim anlayışının geliştirilmesi ve sektörün geleceğini güvence altına alacak yasal düzenlemelerin yapılmasıyla mümkündür.
En büyük eksikliklerden biri, özel halk otobüsçülüğünü doğrudan düzenleyen kapsamlı bir Toplu Taşıma Kanununun bulunmamasıdır. Bugün belediyeler değişebilmekte, yönetimler farklı uygulamalar geliştirebilmekte, yorumlar değişebilmekte, idari kararlar farklılaşabilmektedir. Oysa hukuk devletinde hizmetlerin kişilere göre değil, kanunlara göre yürütülmesi esastır. Kanun olmadığı zaman belirsizlik ortaya çıkmakta; belirsizlik ise yatırımcıyı, işletmeciyi, finans kuruluşlarını ve en önemlisi vatandaşın aldığı hizmeti olumsuz etkilemektedir.
Özel halk otobüsçülüğü artık geçici protokollerle değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılacak kapsamlı bir Toplu Taşıma Kanunu ile düzenlenmelidir. Bu kanun; görev, yetki ve sorumlulukları açık şekilde belirlemeli, kamu ile özel sektör arasındaki ilişkiyi netleştirmeli, hizmet standartlarını tanımlamalı, finansman modelini oluşturmalı ve sektörün geleceğini güvence altına almalıdır.
Bunun yanında sektörün en önemli ihtiyaçlarından biri de Mülkiyet Kanunudur. Yıllarca büyük sermayeler yatırılarak oluşturulan işletme haklarının, çalışma haklarının ve ekonomik değerlerin hukuki güvence altına alınması gerekmektedir. Mülkiyet hakkı yalnızca aracın fiziksel sahipliği değildir; yılların emeğiyle oluşan işletme değerinin de korunmasını ifade eder. Bu güvence olmadığı sürece sektör uzun vadeli yatırım yapamaz, finans kuruluşlarından güçlü destek alamaz ve geleceğe güvenle bakamaz.
Diğer önemli konu ise kamu ile özel sektör arasındaki bakış açısının yeniden tanımlanmasıdır. Kamu ile özel sektör birbirinin alternatifi değildir; birbirinin tamamlayıcısıdır. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde kamu hizmetlerinin önemli bir bölümü özel sektör iş birliğiyle yürütülmektedir. Ulaşım da bunun en başarılı örneklerinden biridir. Belediyelerin asli görevi ulaşım hizmetinin kesintisiz yürütülmesini sağlamaktır. Hizmetin kim tarafından üretildiğinden çok, vatandaşın kaliteli, güvenli ve sürdürülebilir hizmet alması önemlidir.
Bu nedenle belediyeler ile özel halk otobüsleri arasında zaman zaman oluşan “kamu-özel” ayrımı anlayışı yerine güçlü bir kamu-özel iş birliği modeli geliştirilmelidir. Aynı sistem içerisinde görev yapan tarafların birbirlerini rakip olarak değil, çözüm ortağı olarak görmeleri gerekir. Çünkü her iki tarafın da ortak amacı vatandaşa kaliteli hizmet sunmaktır.
Özel halk otobüsçüleri yıllardır kamu hizmeti üretmektedir. Ücretsiz taşımalardan öğrenci indirimlerine, olağanüstü dönemlerden afet süreçlerine kadar devletin aldığı sosyal kararların uygulanmasında her zaman aktif rol üstlenmişlerdir. Bu yönüyle sektör yalnızca ticari faaliyet yürüten bir yapı değil, sosyal devlet anlayışının uygulayıcılarından biridir. Dolayısıyla bu hizmetin sürdürülebilir olması yalnızca işletmecilerin değil, kamunun da ortak sorumluluğudur.
Geleceğin toplu taşımacılığı ise yalnızca araç satın almakla şekillenmeyecektir. Elektrikli otobüsler, hidrojen yakıtlı sistemler, yapay zekâ destekli filo yönetimi, büyük veri analizi, dinamik hat planlaması, akıllı ulaşım sistemleri, otonom sürüş teknolojileri ve dijital ödeme altyapıları sektörün geleceğini belirleyecektir. Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için güçlü mali yapıya sahip kurumsal şirketlere ihtiyaç vardır. Bireysel işletmecilik modeliyle bu teknoloji yatırımlarının sürdürülebilir olması her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.
Kurumsallaşma yalnızca finansal güç değildir; aynı zamanda eğitimdir, kalite yönetimidir, insan kaynaklarıdır, kurumsal denetimdir, veri yönetimidir ve hesap verebilirliktir. Şirketleşmenin gerçek amacı da tam olarak budur. Hizmeti kişilere bağlı olmaktan çıkarıp kurumsal sistemlere dayandırmaktır.
Sektörün geleceği açısından gelir modellerinin de yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Maliyet esaslı, şeffaf, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir finansman sistemi kurulmalıdır. Yakıt fiyatları, personel giderleri, bakım maliyetleri ve ekonomik dalgalanmalar dikkate alınarak objektif kriterlere bağlı ödeme mekanizmaları oluşturulmalıdır. İşletmecinin geleceğini öngöremediği bir sistemde yatırım yapması beklenemez.
Belirsizlik, ekonomik hayatın en büyük düşmanıdır. Hukuki belirsizlik yatırımcının cesaretini kırar; mali belirsizlik işletmenin sürdürülebilirliğini zedeler; idari belirsizlik ise hizmet kalitesini olumsuz etkiler. Oysa ulaşım gibi stratejik bir alanda öngörülebilirlik esastır. İşletmeci yarın hangi kurallarla çalışacağını bilmeli, belediye hangi yükümlülükleri üstleneceğini net şekilde görmeli, vatandaş ise hizmetin kesintisiz devam edeceğinden emin olmalıdır.
Türkiye artık özel halk otobüsçülüğünü yalnızca şehir içi ulaşımın bir unsuru olarak değil, stratejik bir ulaşım sektörü olarak değerlendirmelidir. Bunun yolu ise güçlü bir yasal altyapı, kurumsal şirketleşme, mülkiyet güvencesi, kamu-özel sektör iş birliği ve uzun vadeli ulaşım politikalarından geçmektedir.
Bugün atılacak doğru adımlar yalnızca mevcut işletmecileri değil, gelecek kuşakların şehir içi ulaşım sistemini de şekillendirecektir. Çünkü güçlü şehirler, güçlü ulaşım sistemleriyle ayakta durur; güçlü ulaşım sistemleri ise sağlam hukuk, güçlü kurumlar ve sürdürülebilir politikalar üzerine inşa edilir.
Sonuç olarak, İstanbul’da ve Türkiye genelinde özel halk otobüsçülüğünün geleceği; günü kurtaran geçici düzenlemelerle değil, çağın ihtiyaçlarına cevap veren kapsamlı bir Toplu Taşıma Kanunu, güçlü bir Mülkiyet Kanunu, kurumsal şirketleşme modeli ve kamu ile özel sektör arasında güvene dayalı, ortak sorumluluk anlayışıyla kurulacak yeni bir yönetim sistemiyle güvence altına alınmalıdır. Bu yalnızca sektörün talebi değil; şehirlerin sürdürülebilirliği, ekonomik istikrar ve vatandaşın kaliteli ulaşım hakkı açısından da artık ertelenemez bir zorunluluktur.
