Sitemizi Google aramalarında tercih edilen kaynak olarak ekleyin.
ÖTİS, yani Özel Taşımacılık İşletim Sistemi, aslında güzel ve doğru bir sistem. Ancak bugün geldiğimiz noktada uygulamanın bazı yönleri esnafımızı ciddi anlamda zarara uğratıyor. Yakıt fiyatları, bakım giderleri, araç maliyetleri ve personel maaşları sürekli yükselirken mevcut ödeme sistemi işletmecinin giderlerini karşılamaktan uzak kalıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İETT’nin bu gerçekleri artık görmesi gerekiyor. Kendi araçlarıyla bizim araçlarımız aynı şehirde, aynı trafikte hizmet veriyor. Ancak benim şahsi görüşüm, İstanbul’da çalışan 3 bin özel halk otobüsünün verimlilik açısından İETT’nin şehir içi otobüslerinden çok daha iyi bir performans ortaya koyduğu yönünde. Metrobüsü bu değerlendirmeden ayrı tutuyorum. Çünkü kendine ait yolu, güzergâhı ve çalışma koşulları var.
Bu nedenle 2026 yılı için eksik kalan maliyet artışlarının tamamlanmasını, maliyet tablosundan çıkarılan kalemlerin yeniden eklenmesini ve 2027 yılı sözleşmesinin Aralık ayında tamamlanmasını bekliyoruz. Ocak ayına geldiğimizde esnafımız da şirketlerimiz de hangi ücretle çalışacağını bilmeli. Belirsizlikle işletmecilik yapılmaz.
Garajı Olmayan Esnafa Parklanma Cezası!
Benim en çok üzerinde durduğum konulardan biri de yönergenin 82. maddesi. Bu madde, İETT tarafından belirlenen parklanma alanlarının dışında araç park edilmesi durumunda, garaj tahsisinden sonra 100 bilet ceza uygulanmasını öngörüyor.
Peki, İstanbul’da 3 bin özel halk otobüsüne garaj tahsis edildi mi? Hayır. İETT’nin kendi garajları var. Şoför akşam aracını garaja bırakıyor. Garajdaki görevliler yakıtını alıyor, aracını yıkıyor, küçük arızalarını gideriyor ve park alanına çekiyor. Şoför de servis aracıyla evine gidiyor. Sabah yine servisle garaja geliyor, hazır durumdaki aracını alıp seferine çıkıyor. Özel halk otobüsü şoförü ise akşam seferini bitirdikten sonra yakıtını kendi imkânlarıyla alıyor, aracının içini ve dışını temizliyor. Ardından İstanbul gibi bir şehirde 12 metrelik otobüsüne park yeri bulmaya çalışıyor. Bazen evinin bulunduğu yer İstanbul’un bir ucunda, aracı ise diğer ucunda oluyor. Evine kendi imkânlarıyla gidiyor, sabah yine kendi imkânlarıyla hat başına geliyor.
Bugün 3 bin aracımızın neredeyse tamamı sabah seferine çıkıyor. Günlük araç kayıplarımız oldukça düşük. Buna karşılık İETT’nin bütün garaj ve servis imkânlarına rağmen günlük 70-80 aracının sefere çıkamadığı yönünde bilgiler alıyoruz. Şimdi soruyorum: Bu kadar imkânsızlığa rağmen araçlarını sefere hazırlayan esnafımıza teşekkür mü edilmeli, yoksa park ettiği yer nedeniyle ceza mı yazılmalı? ÖTİS sözleşmesi başladığında bize garaj tahsis edileceği söylendi. Aradan altı yıl geçti, 2027 yılına geliyoruz. Elbette kurumun imkânsızlıkları olabilir, yer bulunamamış olabilir. Buna itirazım yok. Ancak verilen söz yerine getirilemediyse bunun bedelini neden esnaf ödüyor? Garaj tahsis edemiyorsanız, tahsis edilene kadar bu cezaları uygulamayın.
Denetim Var, Ödül Nerede?
Bir başka önemli sorun da rapor ve ceza uygulamaları. Saha denetimi, e-denetim veya filo tarafından yazılan raporların iptal edilmesi neredeyse imkânsız hale geldi. Raporun haklı ya da haksız olması çoğu zaman sonucu değiştirmiyor.
Sinyal vermedin, rapor. Çizgi üzerinden gittin, rapor. İkinci şeritten döndün, rapor. Küçük bir ihlal görüldüğünde ceza uygulanıyor. Peki, aynı trafikte otobüsün etrafında tehlikeli hareketler yapan diğer araçlar neden aynı şekilde değerlendirilmiyor? Bir otobüsün içinde 50-60, bazen daha fazla yolcu var. Yaşlısı, öğrencisi, engellisi var. 12 metrelik bir aracın her koşulda küçük otomobiller gibi hareket etmesini bekleyemezsiniz. Şoförün manevra kabiliyeti, fren mesafesi ve taşıdığı sorumluluk farklıdır.
Elbette kurallara uyulmalı. Ancak denetim yalnızca ceza kesmek için yapılmamalı. Benim bildiğim ceza varsa ödül de olmalı. Beş-altı ay boyunca hiç ceza almadan hizmet veren, görevini düzgün yapan şoförlerimiz de takdir edilmeli. Bir rapor yazıldığında hemen ceza uygulamak yerine, o şoförün geçmiş performansına da bakılmalı. Bu insanlar sabah saat 05.00’te direksiyon başına geçiyor. Gün boyunca yüzlerce, binlerce insanla muhatap oluyor. Hakaret edenle, tartışma çıkaranla, anlayış göstermeyenle karşılaşıyor. Buna rağmen hizmetini sürdürmeye çalışıyor. Özel halk otobüsü şoförü de İETT şoförü de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve toplu ulaşımın vatandaş karşısındaki yüzüdür.
Adalet Çift Taraflı İşlemeli
Biz bu işi dün yapmaya başlamadık. Sektörün 40 yılı aşkın tecrübesi var. Bugün İstanbul’daki 3 bin özel halk otobüsünün performansı ile İETT araçlarının performansı karşılaştırılsın. Sefer kayıpları, arızalar ve hizmet verimliliği bütün verileriyle ortaya konulsun. Hatta araçlar sahada aynı şartlarda değerlendirilsin. Hangisi daha verimli, hangisi daha fazla hizmet üretiyor hep birlikte görelim.
Çünkü adalet tek taraflı işlememeli. Bir taraftan sürekli denetim ve ceza uygulanırken diğer tarafın performansı da aynı ölçülerle değerlendirilmelidir.
Bizim istediğimiz ayrıcalık değil. Verdiğimiz hizmetin görülmesi, yaşadığımız zorlukların anlaşılması ve emeğimizin karşılığını almaktır. İstanbul halkına hizmet eden esnafın önüne sürekli yeni engeller koymak yerine, onun işini kolaylaştıracak çözümler üretilmelidir.
Unutulmamalı ki bu sistemin ayakta kalması yalnızca işletmecinin değil, İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanın da yararınadır. Denetim elbette olsun ama emeği de görün, başarıyı da ödüllendirin. Çünkü adalet, ancak herkese eşit uygulandığında anlam kazanır.

