Sitemizi Google aramalarında tercih edilen kaynak olarak ekleyin.
Parçalı Temsil Yerine Güçlü Şirketler, Kişisel Menfaatler Yerine Ortak Gelecek
İstanbul, yaklaşık 16 milyonluk nüfusuyla dünyanın en önemli metropollerinden biridir. Böylesine büyük bir şehirde toplu ulaşım hizmetinin, küçük grupların talepleri, kişisel beklentiler ve günübirlik kararlarla yönetilmesi düşünülemez.
İstanbul’da yaklaşık 3.000 özel halk otobüsü, her gün milyonlarca insanın ulaşım ihtiyacının karşılanmasında önemli bir kamu hizmeti yürütmektedir. Ancak sektörün mevcut örgütlenme ve temsil yapısına baktığımızda, bu büyüklükle bağdaşmayan ciddi bir parçalanmışlıkla karşı karşıyayız. Üç bin otobüsün bulunduğu bir şehirde, 25 veya 50 işletmecinin bir araya gelerek ayrı ayrı temsil gücü oluşturması, kurumsal bütünlük ve yönetim anlayışı açısından ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Temsil Hakkı Kişisel İlişkilere Değil, Kurumsal Güce Dayanmalıdır
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, çift katlı özel halk otobüsleri alanında yaşanan temsil sürecidir. Yaklaşık 25 işletmecinin bir araya gelmesiyle oluşan bir yapıya, siyasi ve idari kararlarla UKOME ve belediye meclisi düzeyinde temsil imkânı tanınması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.
Elbette her işletmecinin örgütlenme ve haklarını savunma hakkı vardır. Ancak burada tartışılması gereken husus, küçük grupların varlığı değil; sektörün bütününü ilgilendiren karar mekanizmalarında temsilin hangi objektif kriterlere ve kurumsal yeterliliğe göre belirlendiğidir. Yaklaşık 3.000 özel halk otobüsünün faaliyet gösterdiği İstanbul’da, 25 veya 50 kişilik yapıların ayrı ayrı kurumsal muhatap haline getirilmesi, güçlü bir sektör iradesi oluşturmak yerine parçalanmayı teşvik edebilir. Temsil, bir masada sandalye sahibi olmak değil; geniş bir işletmeci kitlesinin sorumluluğunu taşıyabilmek, hesap verebilmek ve ortak menfaatleri savunabilmektir.
İETT’nin Bu Parçalı Yapıdaki Sorumluluğu Nedir?
İstanbul toplu ulaşımının en önemli kamu kuruluşlarından biri olan İETT’nin, özel halk otobüsü işletmeciliğinde güçlü ve kurumsal muhatapların oluşmasını teşvik etmesi gerekir. Ancak küçük grupların ayrı ayrı muhatap alınması ve farklı temsil mekanizmalarının çoğalmasına imkân tanınması, sektörün ortak hareket etme kabiliyetini zayıflatmaktadır.
Burada şu soruyu açıkça sormak gerekiyor: Bu parçalı yapı gerçekten daha iyi bir yönetim modeli oluşturmak için mi sürdürülmektedir, yoksa güçlü bir sektör iradesinin ortaya çıkmasını engelleyen bir “parçala ve yönet” anlayışının sonucu mudur? Bu soruyu sormamızın nedeni herhangi bir kurumu peşinen suçlamak değil, uygulamaların ortaya çıkardığı sonuçları sorgulamaktır. İETT’nin görevi işletmeciler arasındaki farklılıkları derinleştirmek değil; kurumsal bütünleşmeyi, hizmet kalitesini ve ortak sorumluluk bilincini güçlendirmek olmalıdır.
Kişisel Menfaatler ve Ayrıştırıcı Yaklaşımlar Sektöre Zarar Vermektedir
Sektörümüzde zaman zaman ortaya çıkan ayrışmaların tamamını mesleki görüş farklılıklarıyla açıklamak mümkün değildir. Kimi zaman kişisel beklentiler, temsil makamı elde etme arzusu ve dar grup menfaatleri, sektörün ortak çıkarlarının önüne geçebilmektedir. Farklı düşüncelerin bulunması doğaldır. Ancak ortak sorunlara çözüm üretmek yerine sürekli yeni yapılar oluşturmak, işletmecileri birbirinden uzaklaştırmak ve kişisel kazanımları öncelemek kurumsal anlayışla bağdaşmaz. Üç bin işletmecinin ortak gücü olması gereken bir sektör, kişisel hesaplarla küçük parçalara ayrılmamalıdır.
Bugün ihtiyacımız olan daha fazla unvan, daha fazla temsil makamı veya daha fazla ayrışma değil; ortak akıl, kurumsal disiplin ve güçlü bir işletmecilik modelidir.
Özulaş AŞ Kurumsal Bütünleşme İçin Somut Bir Adım Atmıştır
1992 yılında kurulan Özulaş AŞ, İstanbul özel halk otobüsü işletmeciliğinin en köklü kuruluşlarından biridir. Yaklaşık dört ay önce şirketimiz, işletmecilerin daha güçlü bir kurumsal çatı altında birleşmesini sağlamak amacıyla önemli bir karar almıştır. Bu süreçte yaklaşık 100 yeni özel halk otobüsü işletmecisi, vekâlet yoluyla temsil yetkisini Özulaş AŞ’ye vermiştir.
Bugün 535 araçlık yapısıyla Özulaş AŞ, İstanbul’un ve Türkiye’nin en büyük özel halk otobüsü şirketi konumundadır. Ancak bizim için asıl önemli olan yalnızca araç sayısının artması değildir. Asıl hedefimiz; dağınık işletmecilik anlayışının yerine, güçlü, profesyonel, hesap verebilir ve sürdürülebilir bir kurumsal modelin geliştirilmesidir.
Aynı Kararı Diğer Köklü Şirketler de Almalıdır
Özulaş AŞ olarak şirket bünyemize yeni araçların ve işletmecilerin katılmasına yönelik aldığımız kararın, yalnızca şirketimizin büyümesine hizmet eden bir adım olarak değerlendirilmesini doğru bulmuyoruz. Bu karar, İstanbul özel halk otobüsü işletmeciliğinin geleceğine yönelik stratejik bir tercihtir. Aynı anlayışın sektörümüzün diğer köklü şirketleri tarafından da benimsenmesi gerektiğine inanıyoruz.
Özellikle İstanbul özel halk otobüsü işletmeciliğinin ana omurgasını oluşturan Özulaş AŞ, İstanbul Halk Ulaşım AŞ ve Yeni İstanbul AŞ gibi güçlü şirketlerin, yeni işletmecileri bünyelerine katarak kurumsal yapılarını büyütmeleri ve güçlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Buradaki amacımız herhangi bir şirketin diğerine üstünlük sağlaması değildir. Aksine, İstanbul’da güçlü sermaye yapısına, profesyonel yönetime, geniş temsil kabiliyetine ve kurumsal sorumluluk bilincine sahip şirketlerin oluşmasını sağlamaktır.
Biz Özulaş olarak bu yönde somut bir adım attık. Aynı iradenin İstanbul Halk Ulaşım AŞ ve Yeni İstanbul AŞ başta olmak üzere diğer köklü şirketlerimiz tarafından da ortaya konulmasını bekliyoruz. Çünkü bu mesele şirketler arası rekabet değil, sektörün ortak geleceğini inşa etme meselesidir.
İstanbul İçin İki, Üç veya Altı Güçlü Şirket Modeli
İstanbul özel halk otobüsü işletmeciliğinin geleceği, çok sayıda küçük temsil yapısı oluşturmakta değil; mevcut köklü şirketleri güçlendirerek kurumsal bütünleşmeyi sağlamaktadır. İstanbul’un ulaşım yapısı, coğrafi büyüklüğü ve çalışma bölgeleri dikkate alındığında, iki veya üç büyük şirketten oluşan bir model değerlendirilebilir.
Bunun yanında, yaklaşık 500’er araçlık altı güçlü şirketin çalışma bölgelerine göre yapılandırıldığı bir sistem de uygulanabilir bir alternatif olabilir.
Önemli olan şirket sayısından ziyade, kurumsal kapasitenin ve temsil gücünün artırılmasıdır.
Böyle bir yapılanmayla;
* İETT ve İBB karşısında daha güçlü ve dengeli bir kurumsal muhataplık sağlanabilir.
* İşletmecilerin ekonomik ve hukuki hakları daha etkin savunulabilir.
* Muhasebe, insan kaynakları, hukuk ve işletme yönetiminde profesyonelleşme sağlanabilir.
* Şoför eğitimi, trafik güvenliği, araç bakım ve denetim süreçlerinde ortak standartlar geliştirilebilir.
* Dijitalleşme, teknoloji yatırımları ve maliyet yönetiminde ölçek ekonomisinden yararlanılabilir.
* İşletmecilerin mülkiyet hakları korunarak ortak hizmetler daha verimli yönetilebilir.
Bu model yalnızca işletmecilere değil, İETT’ye, İBB’ye ve en önemlisi İstanbul halkına da fayda sağlayacaktır.
Kamu İdaresi Parçalanmayı Değil, Bütünleşmeyi Teşvik Etmelidir
İETT ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de bu süreçte önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Kamu idaresi, küçük grupları ayrı ayrı muhatap alarak temsil parçalanmasını artıran uygulamalar yerine, mevcut köklü şirketlerin büyümesini ve kurumsal kapasitelerinin gelişmesini desteklemelidir.
Şirketlerin temsil gücü; objektif kriterlere, işletmeci sayısına, hizmet kapasitesine, kurumsal yeterliliğine ve hesap verebilirliğine göre değerlendirilmelidir. Güçlü şirketlerden oluşan bir yapı, kamu idaresinin denetim ve koordinasyonunu da kolaylaştıracaktır. İstanbul’un ihtiyacı daha fazla temsil makamı değil, daha güçlü temsil kurumlarıdır.
Sonuç: Ayrışarak Değil, Birleşerek Güçlenebiliriz
İstanbul özel halk otobüsü işletmeciliği artık geleneksel alışkanlıklarla, kişisel ilişkilerle ve küçük grup hesaplarıyla yönetilebilecek bir sektör değildir. Üç bin otobüsün, binlerce çalışanının ve milyonlarca yolcunun bulunduğu bir sistemde kurumsallaşma bir tercih değil, zorunluluktur.
Biz Özulaş AŞ olarak attığımız adımın yalnızca kendi şirketimiz açısından değil, sektörümüzün geleceği açısından da örnek olmasını arzu ediyoruz. Diğer köklü şirketlerimizin de aynı anlayışla büyümesini, güçlenmesini ve işletmecileri kurumsal çatılar altında birleştirmesini önemsiyoruz. Artık tartışmamız gereken konu, kimin hangi masada oturduğu değil; İstanbul’un üç bin özel halk otobüsünün nasıl daha güçlü, daha adil ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulacağıdır. Kişisel menfaatlerin değil ortak aklın, ayrışmanın değil bütünleşmenin, geçici makamların değil kalıcı kurumların esas alındığı bir anlayışı hâkim kılmalıyız.
Üç bin otobüslük bir sektör, 25 kişilik hesaplara mahkûm edilemez. Güçlü şirketler, güçlü işletmeciler ve güçlü bir kurumsal temsil, İstanbul toplu ulaşımının geleceğinin temelidir.

