İstanbul’da ulaşımı konuşurken artık yalnızca bugünün trafik yoğunluğunu, araç sayısını veya sefer sayılarını konuşmak yeterli değildir. Asıl mesele, önümüzdeki yıllarda nasıl bir İstanbul’da yaşayacağımızı ve milyonlarca insanın bu şehirde nasıl hareket edeceğini bugünden planlayabilmektir. Çünkü ulaşım, bir şehrin sadece bugünü değil, geleceğidir.
Nüfusu, ekonomik büyüklüğü ve günlük hareketliliğiyle İstanbul’un ulaşım sistemi, klasik yöntemlerle yönetilemeyecek kadar büyük ve karmaşık bir yapıya ulaşmıştır. Bundan sonraki dönemde ihtiyaç duyduğumuz şey; günü kurtaran düzenlemeler yerine veriye dayalı, ekonomik olarak sürdürülebilir ve uzun vadeli bir 2030 Ulaşım Vizyonu ortaya koymaktır.
İstanbul’da trafik sorununun temelinde yalnızca yolların yetersizliği bulunmuyor. Özel araç kullanımındaki artış, nüfus ve yerleşim hareketleri, iş ve yaşam merkezlerinin dağılımı, toplu taşıma sistemleri arasındaki entegrasyon ihtiyacı ve özellikle yoğun saatlerde ortaya çıkan yüksek yolculuk talebi, meselenin farklı boyutlarını oluşturuyor. Dolayısıyla çözüm de tek başına yeni yol yapmak veya daha fazla araç çalıştırmak değildir.
Asıl hedef, İstanbul’da insanların özel araç kullanmadan da hızlı, güvenli ve konforlu biçimde seyahat edebileceğine inanacağı güçlü bir toplu taşıma sistemi kurmaktır.
RAYLI SİSTEM VE LASTİK TEKERLEKLİ ULAŞIM BİRLİKTE PLANLANMALI
İstanbul’un geleceğinde raylı sistemlerin payının artması kaçınılmazdır ve gereklidir. Ancak metro yatırımlarının gelişmesi otobüs sisteminin önemini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, metro ağları genişledikçe bu sistemleri mahallelere ve yerleşim bölgelerine bağlayan güçlü bir otobüs ağına daha fazla ihtiyaç duyulur.
Bu nedenle metro, metrobüs, otobüs, özel halk otobüsü ve deniz ulaşımını birbirinden bağımsız yapılar olarak görmek yerine tek bir ulaşım sisteminin parçaları olarak değerlendirmeliyiz. Bir yolcu evinden çıktığı andan gideceği yere ulaşıncaya kadar sistemin tamamını kullanır. Vatandaş kurumlar arasındaki sınırlarla değil, aldığı hizmetin kalitesiyle ilgilenir.
TOPLU TAŞIMADA EKONOMİK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
2030 vizyonunun en önemli başlıklarından biri finansman modeli olmak zorundadır. Toplu taşıma bir kamu hizmetidir. Ancak kamu hizmetinin sürdürülebilir olması için bu hizmeti üreten sistemin de ekonomik olarak ayakta kalması gerekir.
Akaryakıttan personele, yedek parçadan sigortaya, bakım maliyetlerinden araç yenilemeye kadar sürekli artan giderler karşısında işletmecinin gelir yapısının öngörülebilir olması gerekir. Özellikle özel halk otobüsü işletmecilerinin yıllarca yatırım yaparak oluşturduğu tecrübenin korunması önemlidir.
İşletmeci geleceğini görebilmeli, aracını yenileyebilmeli, personeline yatırım yapabilmeli ve borçlanmadan sürdürülebilir bir işletme modeli kurabilmelidir. Çünkü ekonomik olarak zorlanan bir sistemden sürekli daha yüksek hizmet kalitesi beklemek gerçekçi değildir.
VERİYE DAYALI ULAŞIM YÖNETİMİ
2030’un İstanbul’unda ulaşım kararları tahminlerle değil, veriyle alınmalıdır. Hangi hatta hangi saatlerde kaç yolcu bulunduğunu, hangi bölgede araç ihtiyacının arttığını, trafik nedeniyle nerelerde sefer kaybı yaşandığını ve hangi güzergâhlarda kapasitenin yeniden düzenlenmesi gerektiğini anlık olarak görebilen bir sistem kurulmalıdır.
Yapay zekâ ve büyük veri teknolojileri burada önemli imkânlar sunmaktadır. Yolcu yoğunluğu önceden tahmin edilebilir, trafik şartlarına göre araçlar yönlendirilebilir ve sefer planlamaları dinamik hâle getirilebilir. Böylelikle aynı kaynaklarla daha verimli bir ulaşım hizmeti üretilebilir.
ARAÇ YENİLEMEDE YENİ MODEL ŞART
İstanbul’un 2030 ulaşım vizyonunda çevreci araç dönüşümü de önemli bir yer tutmalıdır. Elektrikli, düşük emisyonlu ve enerji verimliliği yüksek araçların filodaki payı kademeli olarak artırılmalıdır.
Ancak işletmeciye yalnızca “aracını yenile” demek yeterli değildir. Araç yenilemenin finansmanı için uzun vadeli ve düşük maliyetli kredi modelleri, kamu destekleri ve sektöre özel finansman mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Çevreci dönüşümün maliyetini yalnızca işletmecinin üzerine bırakan bir sistem yerine, dönüşümün sağlayacağı faydadan yararlanan bütün tarafların maliyet paylaşımına katıldığı adil bir model geliştirilmelidir.
İstanbul’un ulaşımında ortak akıl, ortak sorumluluk ve ortak gelecek anlayışıyla hareket ettiğimiz sürece bunu başarabilecek bilgiye, tecrübeye ve güce sahibiz.
